Yeni eğitim modellerine neden ihtiyacımız var?

Yeni eğitim modellerine neden ihtiyacımız var?

Eğitim hayatımıza nerede başlıyoruz? İlk aklımıza geldiği gibi anaokullarında ya da o mavi önlüğü giyip ilk kez okul sırasına oturduğumuz zaman mı? Eğitim, ailemiz ile ilişki kurmaya başladığımız zaman hayatımıza giriyor. Ebeveynlerimiz ve çevremizle ilişkilerimiz arttıkça, nesneler ve kişiler arası bağlantıları kurdukça da yeni şeyler öğrenerek, gelişerek büyüyoruz. Büyürken arkadaşlar ediniyor ve beraber oyunlar oynuyoruz. Oyun oynarken aslında en hızlı ve kalıcı öğrenmelerimizi farkında olmadan gerçekleştiriyoruz ve davranışlarımızı şekillendiriyoruz. Her deneyimimiz bize yeni şeyler anlatıyor. Dolayısı ile yaptığımız her şey sonucuna bakmaksızın iyi ya da kötü süreçler ya da deneyimler de olsa bizler için kalıcı öğrenmelere dönüşebilir. Bunu yaşarken ailelerimizden ve çevremizden öğrenmelerimiz ile beraber gelen davranışların iyi ya da kötü olup olmadığı konusunda yorumlar duymaya başlıyoruz. Bu yorumlar ile oyunlarımızı ve davranışlarımızı şekillendirmeye başlıyoruz. Bu da yapılandırılmış öğrenme alanlarına attığımız ilk adımlarımız oluyor. Daha sonra okul çağına geldiğimizde bizler için en iyisinin düşünüldüğü yapılandırılmış alanlara adımlarımızı atıyoruz ve bir daha o alanlardan çıkamıyoruz. Çoktan kararların verildiğini ve bizden sadece uymamızın beklendiğini fark ediyoruz. Neyi öğrenmemiz ya da neyi öğrenmememiz gerektiği devamlı hatırlatılan ortamlarda eğitim hayatımızın tamamını geçiriyoruz. Sınavlar ile beraber ezberlediğimiz onca bilgi, üniversiteden mezun olup iş hayatımıza atıldığımızda neredeyse tamamını unuttuğumuzu fark edene kadar çoktan hafızamızın derinliklerine gömülüyor.

Eğitimin tanımında geçen “… yaşam boyu süren öğrenmeler bütünü” kısmını ele alalım. Hayatımızı gözden geçirirken en çok keyif aldığımız ve öğrendiğimizi hissettiğimiz anları düşünelim. Üniversitede profesörlerden birisi bir sunumu yansıtıp ( tüm slaytı doldurup her şeyi yazdığı ve arada konulan fotoğrafların karikatürlerin ne kadar iğreti duyduğunu hatırlayalım. ) bizlere ders anlattığı an olabilir mi? İlkokul öğretmenimizin fişleri dizip bize bir fişi gösterip okuyun dediği an olabilir mi? Lisede sınava hazırlanırken trigonometri anlatan hocamızın yazdığı sin90, tan45 gibi terimleri görüp anlamlandırmaya çalıştığımız an olabilir mi? Bunlardan hiçbirisi değil mi? Öylese ne zaman keyif alarak bir şeyler öğrendik? Bilgi dağarcığımıza yeni şeyler kattığımızı hissettik ve gülümsedik. Ne zaman “EVREKA” diyebildik ( Hamamdan çıplak koşmadan da olur. )? İş hayatımızda öğrendiklerimiz bizleri tatmin ediyor mu? Kalıcı öğrenmelere dönüştürebiliyor muyuz? Yoksa hala ezberlemeye mi devam ediyoruz?
Etrafımızdaki arkadaşlarımıza heyecanla anlattığımız yeni bir şeyi, nerede ve nasıl öğrendiğimizi düşünelim. Eğitim sistemi içerisinde tek bir kişinin ortaya geçip anlattığı ve bizlerin öğrenmesi beklenen kitaplarca bilgiyi sadece ezberliyoruz. Çünkü sınavlarda bizim geçmemiz için ihtiyacımız var. Ya sonrası için? Hafızamız daha bize sormadan bu bilgileri karanlığın dibine göndermiş oluyor. Okul hayatımız dışında katıldığımız seminerler, konferanslar, bulduğumuz kursların farkları var mı? Bizlere eğitim veren kişilerin bir çoğu topluluk önünde konuşurken heyecanlanıp tam olarak anlatamıyor dahi. İşlerini iyi yapan ve son derece başarılı eğitmenler de var. Ancak bu eğitmenlerin de zamanı geçiyor. Çünkü sadece tek bir tarafın anlatan olduğu ve karşısına geçen kişilerin öğrendiği eğitim modelleri artık işlemiyor. Bir kişinin bildikleri anlattığı kişilerden fazla olabilir. Konu üzerine daha fazla eğilmiş ve araştırmalar yapmış, bir çok kursa ve eğitime giderek kendisini geliştirmiş de olabilir. Ancak katılımcıların fikirlerini katmıyorsa, sadece kendisi anlatıyorsa ve karşısındakilerin öğrenmesini bekliyorsa ne kadar yararlı olabilir? Katıldığınız bu tür eğitimlerin sizlere neler kattığını bir düşünün.

En iyi eğitimlerin ve katılımcıların en çok öğrendiği eğitimlerin ortak yanı, katılımcıların merkezde olduğu ve kendi fikirlerini katarak diğer katılımcıların da fikirlerini duyduğu ve eğitim başladığı andan eğitimin sonuna kadar kendisini aktif hissettiği eğitimler olmaları. Bu tür eğitim ortamları tasarlamak ve uygulamak ise farklı uzmanlıkları beraberinde getiriyor. Katılımcıların farklı öğrenme eğilimlerine sahip olmaları, her katılımcıyı bireysel olarak ele almanın gerekliliğini doğuruyor. Bu da eğitmenin çıkıp anlatmak yerine herkesin öğrenmesi için daha fazla enerji ve emek sarf etmesini de gerektiriyor. Eğitimleri oyunlaştırma, grup çalışmaları, rol yapma, dramalar, beyin fırtınası, simulasyon gibi teknikleri kullanarak en verimli şekilde uygulanması için tasarlamak gerekiyor.

Ç.

Leave a Reply

Your email address will not be published.